Tuesday, December 14, 2004

kenar süsü

otuz sekiz.kırk.otuz sekiz.kırk.otuz sekiz...tamam,yeter.bu baskıya dayanamıyorum.bana bu kadarı yetiyor gözyaşlarımı dökmem için.kendimi yetersiz hissetmek için.kendimi embesil olarak görmem için.yetiyor.artık unutmak istiyorum.bu sayıları kafamdan uzaklaştırmak,beni sinir etmelerine izin vermemek istiyorum.hayır,zvart'a da kızamıyorum.ne yazık ki.kadın benden nefret etse,anlıcam. ama değil ki.nefretimi kusacak bir yer yok.asık ve ağlamaktan şişmiş suratımla insanlara bakmaktan nefret ediyorum.acıyan bakışlarına dayanamıyorum. kendimi tutmaya çalışıyorum ve bir işe yaramıyor.neyse,durdu.vücudumdaki tüm suyu göz pınarlarımdan akıttım herhalde.artık isyan ediyor bana.peki.tüm bunlar ne için?niye üzülmek zorundayım?hangi düşünce zorluyor buna beni?istemiyorum.dedim ya,istemiyorum.hiçbi' şeyi takmamak istiyorum.derslerde uyuyabilmek,hocalara meydan okumak.yok.olmuyor.olamıyor. belki de uçmak istiyorum.sihirli mantarlarla.onları bulabilmek istiyorum.ama kendim.oski'mle. "aa, bak burda ne var?!" ve onları yemek.benek benek. kaçıp gitmek.bunun düşüyle daha ne kadar yaşayabileceğimi merak ediyorum. belki de öyle bir an gelir ki,sonsuza kadar orda kalmak isteye(bile)ceğim.şanssız bir insanım.buna ben karar vermedim. bunun için kime kızacağımı da bilmiyorum.sanırım beni şu an tek mutlu edebilecek şey soğuk bir süt ve çikolatalı kek.avakado bir işe yaramadı.artık bir ulaşılmazlığı da kalmadı,doğru ya. böyle olmasını istemezdim.ama tarih kendini tekrarlamaya devam ediyor.peşinden delice koştuğun birinin eninde sonunda sana yüz vermesi,ona olan hislerinin bir anda yok olmasına neden olabiliyor.bu bende hep oluyor ne yazık ki.avakado da aynısını yaptı bana.kırıldım.onun mesafeliğini,ulaşılmazlığını seviyordum. şimdi herşey o kadar basitleşti ki.kendimi bi' iş yaptığım için mutlu,gururlu hissedemiyorum artık.sanırım şu an bodrum'da olmak isterdim. oski'm duymasın.yoksa "yine mi bodrum!" bıdıbıdılarına başlar. öyle evet. kesinlikle yeniden başlıyor. 2.evim orası.başka türlüsü olamaz gibi geliyor zaten.herşeyi yaşayabildiğim yerdi orası.anlamsız bir ilk öpücük.mehtabı seyretmeler,sabahlamalar,itiraflar eşliğinde sahilde uzanmalar,ayışığında yüzmeler,ıslak-buğulu bakış-ma-lar.bunlar anlamsız ama sana hayatı yaşadığını hissettiriyor. burası? her gün üzülüyorum ve başka bir şey yaşadığım yok. bunu okumana o kadar da gerek yoktu.basit bir kenar süsü gibi görebilirsin.

Sunday, December 12, 2004

ikilemler yasarken...

yeni olaylar daha.aslında,hersey şaşırtıcı.hergün o kadar çok şey görüp yaşıyoruz ki,artık hayatın olağanüstülüğü olağanlığa dönüşüyor bizim için.böyle olmak zorunda değil elbette."astronotlar üzerinde yaşam olan başka bir gezegen keşfetse,herkes müthiş şaşırır,ama kendi gezegenlerinin varlığı hiç de şaşırtmıyor onları."ama artık bende çocukluktan çıkıyorum,yavaş yavaş,hayatın sıkıcılığına alışıyorum ve bu hiç de hoşuma gitmiyor.en yakın arkadaşıma hayatı istediğim gibi yaşayamadığım için dert yanmayı sevmiyorum,ama elimde değil.en sonunda susuyorum ve bu sefer sonucu daha kötü oluyor,patlayacakmış gibi oluyorum.artık kimseye güvenemiyorum.çünkü hepsi bu düşüncemi haklı çıkarmak için ellerinden geleni yapıyormuş gibiler.dün güzeldi,sadece bir yönüyle.istediğimiz gibi giyinip gidebildik sonunda bir yerlere,kimseyi de takmadık.milletin uzaylı(ya da fahişe?) görmüş bakışlarını üzerimde hissetmek hoşuma gitmese de,onları şaşırtmak hoşuma gidiyor açıkçası.bilemiyorum.ama bundan sonra hiçkimseyi takmadan istediğimi yapacağım kesin.insanların bana "nasıl yani?hala bir erkek arkadaşın yok mu?" demeleri,bir vudu bebeği yapıp onların resimlerini üzerine yapıstırıp iğneleri her yerlerine saplama isteği uyandırıyor.a-ha.bu güzel bir fikir.ama büyüye inanmıyorum.neyse.uzun zamandır sinemaya gidemedim.en son neye gitmiştim acaba?um...gora.ah evet.uyudum zaten filmde.bu kadar kötü olabilirmiş ancak.olamaz,olmamalı.bu filmin acısını unutturacak baska bir filme ihtiyacım var.dolu var zaten,en kısa zamanda bakmak gerek.ilk yazımda yazdığım "belki de durup bir mola vermenin zamanı gelmiştir" cümlesi bana bende öle bir kitap aldığımı hatırlattı.doğru ya,nasıl unuturum?tom robbins.bu adama diyecek lafım yok.yetersiz kalacak.kendimi derslere vermem gerek.ama içimde buna dair en ufak bir istek yok.ama bir an önce bitirip bu sorumluluklardan kurtulmak,rahat olmak istiyorum.anne-babalarımızın üzerimizde oluşturduğu baskıya bakar mısın?çok kötü,çok.onların oyuncağı haline geldim.olly ayaklarımı yalayıp duruyor.bir türlü durduramıyorum.beni sevmesini engelleyemem ki?ne yapacaktım?ha evet,ders.ders,ders,müzik,ders,müzik,ders....karar vermem lazım.ikisini aynı anda yapmaya karar verdim.

Friday, December 10, 2004

3 dakika.

...neyi neden yaptığını bilmiyor,sonra da ölüp gidiyorsun.bugün garipti.tek kelimeyle öyle.buna sebep olanlar yanındaki insanlar,söylememe gerek yok.bugün nefretti.tek kelimeyle öyle.buna sebep olanlar karşılaştığın insanlar,söylememe gerek yok.bugün cok modaydı.tek kelimeyle öyle.buna sebep olanlar yeni tanıştığın insanların seni fotoğraf çekimine çağırmasıyla gaza gelip seçtiğin tarz kıyafetler,söylememe gerek yok.açıkcası kırıldım.çok.gereksiz insanlar.gürkan ın böyle bir şey yapması beni inanılmaz kırdı.onu o tip bir insan olarak tahmin etmek bana hala daha dokunuyor zaten,üzülüyorum.ama tabii,o böyle davranmakta haklı,çünkü ben onu istemeyen insanım değil mi?değil ki.anlamak istemiyor.insan neden böyle bir şeyi anlamak istemez onu da anlamıyorum.üreme içgüdüsü müdür nedir?"arkadaş kalmak istemiyorum."numaracı.numaracısın işte.ayakkabılarım sıkıyor fakat çıkarmak istemiyorum.insanları umursamak istemiyorum.benim hakkımda ne düşündükleri de umurumda değil.paris e gitmek istiyorum oski'mle.uçağa binelim,yere inerken tekerlerden biri güm diye piste konsun,o an özgür olmanın hissiyle zevkten içimiz geçsin,otel odamız gidelim,dışarıyı seyrederken birbirmize sarılalım,"evvet,sonunda!beraberiz ve-inanamıyorum,burdayız!",sokaktaki cafélerde oturalım,sigaralarımız,kahvelerle,insanları inceleyelim,francophone olmanın keyfini çıkaralım,dolaşalım,dolaşalım,dolaşalım,yaşadıklarımızı unutulmaz birer an yapalım...yapalım mı?3 saniye kaldı.şarkının bitmesine.2...1...

Thursday, December 09, 2004

planlanmış fenomen

kendi önsezilerim hariç hiçbir şeye gereksinim duymadan değişime karşı sunulanı kabul ya da red edebilecek kadar gelişmiş olmalıyım.lakin 17 me giricem-az kaldı xmas a- ve ben kendimi kaybedecek kadar eğlenmeliyim diye düşünüyor vücudum-aklım da buna uyuyor tabi.gelişmekte olan hormonların etkisinden anlaşılan.kafayı tütsülemek de bunu kolaylaştırabilir sanırım.egosal benlik?işte bundan kurtulabilirsen eğlenirsin.umarım güzel giriş olur.nasıl girersen öle devamı gelecektir,değil mi?inanış böyledir.aklımın önünde sonunda algılayabildiğim gerçeklerin sınırları içinde kaldığını kabul ediyorum,etmekteyim.ama sanki korku üretiyormuş,paranoya denizinde batıyormuşum gibi hissettim birden.düşünme ve hissetme biçimlerimiz olduğu gerçeğine geri getirebilmek gerek insanları.bazıları kaybetmiş.onlara tanrı rolünü oynamak istiyorum.sınıfta yemek yemenin yasaklanmasının mantığı gibi mesela.yaşlı saçma sapan hocaların sana eğilimi olması gibi mesela.sevdiklerinin seni azarlaması mesela.informatique sınavının kağıt üzerinde yapılması gibi mesela.bu tür mantıklar nerden türüyorsa,ben tersi bir istikamette olacağım.-itiraf:zamanı durdurabilme deneyleri devam ediyor.-

Wednesday, December 08, 2004

joker oyunu.

bilincimde bi yerlerde tuhaf figürler dans edip duruyor.aslında bir mucizevi bir şekilde onların gerçek olmasını diliyorum.belki de olurlar?kendi içimden parçalanma şansım nedir acaba?belki de çoktan binlerce parçaya bölünmüşümdür,beni bir arada tutan tek şey basit bir yapıştırıcı olmalı-japon yapıştırıcısından daha basit olduğu kesin,çünkü her an bir yerlerim dökülecekmiş gibi.ı-ı.hiç bir parçamı kaybetmek istemiyorum.yatağıma girip güzel düşler kurmak istiyorum.uzun zamandır kabus görmedim.ama güzel düşlerden kabus görmüş gibi kalkıyorum.yorgan üzerimden fırlatılmış,kan ter içinde kalınmış,titreyerek.ama güzel bir şey gördüm? de diyemiyorsun.kabullenmeli.anla(ya)madığımız şeyler üzerine kafa yormamalı belki de.o zaman kafan bir boşlukta oluyor,kendini bir uçurumun kenarında gibi hissedersin-soğuk bir rüzgar çarpar suratına belki de.senin düşlemen,devamını getirmen lazım.herşey sana kalmış.seçim yapmak ile yapmamak arasında bocalamak da kötü.mesela benim karmaşık biri olup olmadığım zamazingosu benim elimde.birşeyler paylaşmak iyidir.kesinlikle.iyi geceler elma şekerim.

mola odası.

sanırım burda olduğum için yeterince mutluyum.belki de bazı şeyleri atlatmış olmanın verdiği bir rahatlık,belki umursamamazlık,ama en kaçınılmazı güvende olduğum duygusu.etrafımdaki varlıkların varlığı ya da yokluğu pek de ilgilendirmez oldu beni,fakat belki de bu sadece beynimin gri gri beyaz siyah belki de açık pembeye kaçan bir somon rengi hücrelerinde beni umursamamaya iten binlerce sinirin eseri.haksız mıyım,bilmem.yalnız uykusuzluk da bastırmış durumda ama uykuyu takan kim?tabi bu sabahları servisin gelmesine yarım saat kala sözkonusu olamıyor ne yazık ki.o zamanlar da uyumak istiyorum beni rahat bırak diye haykıran bir beyinle ve beni zorlayan bacaklarımla -ki gercekten güçlüler- başetmek zor oluyor hakikaten.türkçe deki sözcükler de ne kadar gereksiz,saçma bir şekilde oluşturulmuş.şuna bak:hakikaten.saçma sapanca gerçekten.bunlar mı asıl bize gereken?yok,hayır diye cevap verdi(m) -kime?neye?- demin şarkıyı mırıldanırken başparmağımın,bacağımın "but"unun-tabii ki küçük,minik,bitticik bir kısmının- ve gözkapağımın -hafiften çekik zaten.merak etmeye gerek yok,ne kadar çok makyaj yapmayı sevsem de,hala yıpranmadı,gergin.- aynı anda seğirmesini tanık oldum.bu gerçekten garip.garip olmanın da ötesinde aslında.bunu bir tek oski'm anlarmış gibi geliyor.-itiraf:bu gezegende beni tek seven kişi.- onunla ettiğim hiçbir hayalin,yaptığım kurgunun,söylediğim abudik sözlerin hafızamdan silinmesinin imkanı yok.mümkünatı mı demeliydim?-boktan türkçe işte.- o yüzden herşeyde o var.onda da hersey.içiçe geçmiş gibiler.sonsuzluk gibi.belki de durup bir mola vermenin zamanı gelip geçmiştir bile.zaman benden hızlı zaten.büyük dilimlerden bahsetmiyorum.kırk dakikalık derslerden de.ama bitmesini istemediğim herşeyin bitmesi de kabus gibi.belki de ben onu öle yapıyorum.belki de ben onun tadını çıkartıp sonra elimden kaçıp gitmesine izin vermeliyim.belki de onun mutlu olmasına izin vermeliyim.bencillik yapmak güzel bişey.her zaman değil tabi.ama yalnızken bencilliğe bayılıyorum.mesela bu mola odasındayken.insanlara yalnızca bir yüzümü gösteriyor olabilir miyim?